SU MEDENİYETİ SEMBOLLERİMİZ ZARAGOZA’DA

28.12.2015

Su Medeniyeti Sembollerimiz Zaragoza’da…

13-08-2008

   İstanbul’un meydanlarını süsleyen tarihi çeşmelerimiz dünyanın en büyük organizasyonu kabul edilen Expo Zaragoza’da sergileniyor. 

   Yapılış hikayesi, mimari yapıları, hat ve tezhip sanatlarının icra edildiği zerafetleri ile İspanya’nın Zaragoza kentinde düzenlenen Expo’da “Hayat İçin Çeşmeler” başlığıyla dünyanın beğenisine sunuluyor.

   Kurumumuz tarafından röprodüksiyonları yaptırılan 8 adet çeşme ve selsebil katılımcıları adeta büyülüyor.

   İçlerinde Tükiye’nin de yer aldığı 100’ün üzerinde ülkenin temsilcilerinin katılımcı olarak yer aldığı dünyanın en büyük su festivali olan Expo Zaragoza 2008’in 8 milyon ziyaretçi tarafından gezilmesi bekleniyor.

   Sergilenen çeşmeler ve özellikleri şöyledir;

   Rumeli Hisarı Çeşmesi:

   Medeniyetlerin kavşağı olan İstanbul’un Osmanlı döneminde yapılmış ilk çeşmeleri, fetihten (1453) önce başlamıştır.  

 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış olan Rumelihisarı Çeşmesi, yüzünü denize dönmüş, iki kıtayı ve kültürü birleştiren İstanbul Boğazı’na bakmaktadır. Araba farlarının aydınlattığı yüzüyle modern zamanın hızla akan trafiğini selamlarken, sırtını geçmişin tüm heybetini saklayan yüksek taş duvarlara yaslar. 

   SELSEBİL

 Kademe kademe küçük yalaklardan oluşan ve birinden diğerine dökülen suların aşağıdaki havuz veya kurnaya toplandığı dekoratif amaçlı yapılar, selsebil olarak adlandırılmıştır. 

 Avlu, park ve bahçelere süsleme unsuru olarak yapılır. Selsebiller bu özellikleri ile göze hitap ederler. Selsebiller, üzerlerinde yer alan çanakçıklardan lüleler kanalı ile suyun yukarıdan dökülürken çıkarttığı şırıltılar, kulaklara adeta bir müzik zevki verir ve dinlendirirler. Selsebillerin yapılma nedenlerinden birisi de küçük kuşların yıkanıp su içmeleridir 

   III.Ahmet Çeşmesi:

 18. yüzyıl, İstanbul çeşmelerinin altın dönemi olmuştur. Bu yüzyılın padişahlarından III. Ahmet (1703-1730) ve I. Mahmut (1730-1754) İstanbul’un bir çok köşesine yüzlerce çeşme yaptırmışlardır. 18. yüzyılda, imparatorlukta Barok ve Rokoko etkileri görülmeye başlamış, çeşmeler de bundan payını almış, bu dönemde klasik üslup yerini Barok ve Rokoko'ya bırakmıştır. Barok tarzda tabak içinde meyve ve vazo içinde çiçek kabartmaları çeşme cephelerini süslemiştir. İstiridye kabuğu, akantus yaprakları gibi motifler çeşmelerde yerini almaya başlamıştır. 

 III. Ahmed tarafından Sadabad’da yaptırılan bu meydan çeşmesi çift yüzlüdür. Daha klasik tarzın etkisinden çıkılmadığı dönemde yapılmıştır. Lale Devri’nin sembol çeşmelerinden olan bu yapı Sadabad Şenlikleri’nde zamanın şairlerine ilham kaynağı olmuş, dönemin en görkemli eğlencelerine tanıklık etmiştir. Ana çeşmenin yanındaki iki çeşmecik aynı zamanda selsebildir. Yukarıdaki deliklerden akan sular cephedeki balık sırtı motiflerin üzerinden geçerken, meydanların masalsı coşkusuna tatlı bir fon müziği oluşturmuştur. 

   Hekimoğlu Ali Paşa Çeşmesi:

 18. yüzyılda çeşmelerin konumlanışı açısından değişimler olmuş ve daha önce görülmeyen meydan çeşmeleri ortaya çıkmıştır. İstanbul’da bu dönemde Rönesans ve Barok mimarinin etkisinde çeşmelerle süslü meydanlar oluşmaya başlamıştır. 

 1732 yılında Hekimoğlu Ali Paşa tarafından yaptırılan çeşme, dört yüzlü ve iri hazneli bir meydan çeşmesidir. Denize dönük yüzünde Seyyid Vehbi’ye ait, 1732 tarihini gösteren üç kıtalık bir kitabe yer alır. Caddeye bakan yüzünde ise Şair Mahmud Efendi’ye ait aynı tarihli altı kıtalık kitabe bulunur. Hekimoğlu Ali Paşa Çeşmesi’nin iki yüzü yalınken, kemer köşeleri ve diğer iki yüzündeki musluk kenarları çiçekler ve çeşitli süslemelerle bezenmiştir. Bu yüzyılda idareciler halkın su ihtiyacının karşılanmasından öte Avrupa kentlerinin fiziksel görüntüsüne uygun bir İstanbul oluşturma isteği içindeydiler. Geçmişin bu Avrupa hayalinin bir simgesi olan Hekimoğlu Ali Paşa Çeşmesi, günümüzde Anadolu yakasından vapurla Avrupa yakasına geçen yolcuları görkemli bir şekilde karşılar. 

   Bâlâ Tekkesi Çeşmesi:

 19. yüzyıl İstanbul’unun çeşmeleri, devletin yeniden güçlenme isteğine temellenen Tanzimat ideolojisini yansıtan anıtsal niteliği olan yapılardır. 

 Klasik üsluptan eser kalmayan bu dönemde oval çerçeve içinde tuğralar kendini göstermeye başlamış, Barok ve Rokoko'nun haricinde artık Ampir üslubunu da taşıyan çeşmeler yapılmıştır. 

 Silivrikapı’daki Bâlâ Tekkesi, sebiller ortasında yer alan tek yüzlü bir duvar çeşmesidir. Şeyh Mehmed Saadeddin ve Şeyh Said Ali Efendiler tarafından yaptırılmışlardır. Marmara mermerinden yapılan Ampir üslupta ve oldukça zengin bir görünüme sahip olan çeşmede renkli mermerden kakmalar vardır. 

 18. yüzyılda çeşmelerin konumlanışı açısından değişimler olmuş ve daha önce görülmeyen meydan çeşmeleri ortaya çıkmıştır. İstanbul’da bu dönemde Rönesans ve Barok mimarinin etkisinde çeşmelerle süslü meydanlar oluşmaya başlamıştır. 

    Erenköy İstasyon Çeşmesi:

 İsmi bilinmeyen bir annenin, çocukları Tahir ve Fatma için yaptırdığı 1921 tarihli çeşme, modern ve tekdüze binaların gölgesinde kalmış, İstanbul’un çelişkilerle dolu olan çeşitliliğini yansıtır. Çeşmenin üstündeki kitabede yuvarlak bir çerçeve içinde yer alan su ile ilgili ayet (Kur’an-ı Kerim) dönemin ünlü hattatı İsmail Hakkı Altunbezer tarafından yazılmıştır. Anne sevgisinin suyla ifadesi olan bu tek yüzlü duvar çeşmesi, farklı uslüpları birarada tutan eklektik bir yapıya sahiptir. 

   Lahana Çeşmesi:

 İstanbul’un şehir karmaşasından uzak, renkli semtlerinden biri olan Çengelköy, denizin üstünden doğan güneşle, asırlık çınarı ve meydan kahvesi müdavimleriyle yeni bir güne başlar. Bu sakin hayatın ortasında, alışılmadık tarihi bir yapı bulunur: Çengelköy karakolunun önündeki Lahana formunu taşıyan Lahana Çeşmesi. 

 19. yüzyıl, III. Selim Dönemi’nde Islahat adı ile başlattığı, Osmanlı Devleti’nin neredeyse yeniden kurulup örgütlendiği ve Tanzimat kelimesi ile ifade edilen dönemdir. Bu dönemin ilklerinden biri de sütun çeşmelerdir. Sütun çeşmelerin bitimlerinde stilize çiçek, lale, lahana gibi elemanlar kullanılmıştır. 

 Sultan I. Mehmet zamanında biniciliği (cündîlik) geliştirmek için iki spor takımı kurulmuş, Merzifon’un büyük lahanalarının ünü sebebiyle, takımlardan birine “lahanacılar”, Amasya’nın ünlü bamyası sebebiyle diğer takıma da “bamyacılar” denmiştir. Bu iki spor takımının karşılaşmaları sonucunda sürekli olarak lahanacıların galip gelmesi nedeniyle, lahanacılar şerefine bu çeşme yapılmıştır. 

    Hamidiye Çeşmesi:

 20. yüzyılda, Batı mimarisinin etkileri görülmektedir. Fransızca eğitim veren Galatasaray Lisesi’nin bahçesinde yer alan bu çeşme, okulun modern yapısıyla birebir örtüşmektedir. Dökme demirden yapılan bu tek yüzlü meydan çeşmesi, değişen yapı malzemesi nedeniyle, bu tip çeşmelerle birlikte başka bir zerafet anlayışını gündeme getirmiştir. 

 Sultan II. Abdülhamid tarafından 1906 senesinde Hamidiye Çeşmeleri olarak bir tip proje çerçevesinde yaptırılmıştır. Klasik dönemin vazgeçilmezi mermerken, dökme demirle inşa edilen bu çeşmeler modern zamanlara uzanan bir köprü oluşturmuştur.