Güzelce Bir Göksu

28.12.2015

Sana küçük ırmak dediler diye mi hüzünlendin de gökleri kuşandın?

Gökler görünürdü bir zamanlar yüzünde. Sen akardın beraberinde gökler de akardı. Sen akardın beraberinde yıldızlar akardı. Bir yıldız kaydı mı sen de hüzünlenirdin. Sandallar gelirdi, neşelenirdin. Gök rengindeydin ya adın da değişti. Gök rengi akardın ya adın gökten başka ne olabilirdi ki!

Sonra atlılar geldi ve uzaktan uzağa o herkesin büyülenerek baktığı yere baktılar. Sonra atlılar geldi sularını içine çekerek yeşile boyadığın tepelerin üzerinde otağlarını kurdular. Geldiler ve hem boğaza hem şehre hem de sana bakacak bir hisar yükselttiler yanıbaşında. Onun adı da sana benzerdi. Etrafına dizi dizi yaslanmış evlerle Güzelce dediler ona. Sultan Beyazıd idi denizatlarına da gem vurmak isteyen. Güzelcenin kendine eş istemesine sen şahid oldun. Hem seni hem de 'muştuyu' sevmişti Fatih. Güzelce'nin gözlerinin hizasında, Güzelce'nin tam karşısına Boğazıkesen bir hisar yükseltti. Adını da Boğazkesen koydular. En daracık yerindeydi boğazın.

Ayazmaların vardı. Bunu duyan hastalar şifa almak üzere sana gelirdi. Gürül gürül akan suların vardı. Susayanlar sana koşardı. Dinlenmek isteyenler de sana uğrardı. Sen durmadın akmaya devam ederdin.

Göğün mavisi ile kendini boyadın, etrafın kendini yeşile. Dallar ve budaklar; türlü türlü meyvalar, yemişler. Bu kadar güzel olunca şairler de geldi sana, bestekârlar, ressamlar. Yazdılar, çizdiler seni. Başkaları da duydu adını. Bu kadar bereketli topraklar, bu gökmavisi sular boş bırakılır mı dediler ve evler kurdular; yerleştiler.

Senden yediler, senden içtiler. Sana vermediler. Toprağını ektiler, suyunu içtiler ama seni düşünmediler. Yıllar geçti böyle, daraldın. Yıllar geçti böyle, küstün. Çünkü kurudu kuyuların, çünkü Ayazmaların şifa arar oldu. Sen boynunu büktün ve Güzelce'nin yanından kendini boğaza bıraktın.

Rengin mi soluyordu ne? Rengin soluyordu, çünkü gökler…! Benim bağrım diyecek halin de yoktu ya. Sadece gökmavisine uymayan renkleri, artıkları ve renkleri kusuyordun. Sandallar küçüldü, ziyaretçiler azaldı. Ağaçlar yerlerini evlere bıraktı ve sular kendilerini daha da derinlere çektiler.

Hep böyle akmayacaktı ya hayat. Sadece bir takvim yaprağından ibaret değildi ya hayat. Sana karışanların, suyunu kesenlerin, sesini duymayanların, rengini değiştirenlerin durdurulaması gerekiyordu. Sana ve yanıbaşında akana bu denli cefa reva mıydı? Değildi.

Bir sabah kalktılar ve işe koyuldular. Sulardan geçirdiler. Gözleri de bir güzel temizlediler. Sana mavi mavi baktı yeniden gözler. Sen yine üzerine giydin mavi elbiselerini. Gökrengi akmaya başladın yine Güzelce'nin yanından. Güzelcehisar neşelendi ve Rumeliye haber saldı o da yaktı ışıklarını. Sandallar süzülmeye başladı yine boğazdan bağrına doğru. Gök, mavi bakıyordu sana yine ve sen de mavi akıyordun Göksu.

Hamıd TOKMAK