Eski Defterler Ya da Su Yolunda Aksın

28.12.2015

Zaman geçer ve biz kayda alınmış belgelerin peşine düşeriz. Ders almak için, yol bulmak için. Büyük sözü dinlemek isteriz belki de ondandır bunca çabamız. Baktıkça, söz dinledikçe, yol bulmaya çabaladıkça her alanda öncekilerin ne denli kuşatıcı ve gerçekçi yollar izlediğini görürüz.

Mesela Osmanlı şehir ve su yönetimi uygulamaları… Çarpıcı ve kritik çözümlemeler. Hep denilir ya Osmanlı İstanbul’da bir su medeniyeti inşa etmiştir diye. Dile kolay gelen bu cümle, bu yargı elbette iyi incelenmeli. Sokak gezilmeli, şehir bir baştan bir başa geçilmeli, evin avlusuna bakılmalı, vadiye bakılmalı. Su nasıl gelmiş, nasıl gitmiş diye. Ma-i Leziz Defterlerine, Kırkçeşme Su Yollarına göz değdirmeli. Ama muhakkak Muhimme Defterlerini unutmamalı.

Ayakta kalan yapıların; daha öncekilerin göz ucuyla, dil ucu ile değil içten gelen bir dokunuşla; tamircil bir duruşla korunarak bugünlere taşınması. Taşın oyulması, kemerin yükselmesi, havuzun kazılması, lülenin ayarlanması. Yamacın eğimi, derenin debisi, suyun hızı mutlaka hesab edilmeli.

Sonra açılan avuç ve susayan dudak ve damak.

Avuç avuç sular!

Yağmur yağar ya bereketlenir toprak. Şehir bizi iyiden iyiye kendi rengine boyayınca topraktan uzaklaşırız. Hatırlamak için yolların kenarlarına ağaçlar, köşe başlarına yeşillikler eker biriktiririz.

Hem kokusu gelir hem özlemi giderir.

Yağmur yağar ya vadilere dolar su. Havzalar neşelenir. Ama dereler! Yerlerinde olsalar, doğalarında… Kendi tabii dengeleri içersinde bırakılmış olsalar. Yağmur yağacak, seller akacak ve şehirli çocuklar camdan bakacak. Arap kızları olmasa da camlar buğulanacak.

Ve bir fakat! Ya yolları engellerle doluysa derelerin! Hani çer çöpler kapatmışsa önünü. Ya binalar dikildiyse bağrına. Bir çıkmaz sokaktır artık girilen. Ya şarampole, ya da duymak istemediğimiz, yazmak istemediğimiz. Ama ne yazık ki yaşadığımız. Derelerin bağrında kocaman binalar, fabrikalar, evler. Peki yağan bu yağmur nereye ve nasıl akacak?

 Defterlere bakınca Fatih’in ve Süleyman’ın su yapıları ve yollarının zarar görmemesi için ne denli sıkı önlemeler aldıkları şaşırtır bizi. Bildiklerinden olsa gerek derenin önünde ne varsa kaldırdılar. Çünkü alır götürür ve yolunu bulur dere. Bu bilindiğinden olsa gerek bütün adımlar bir şeylerin dere ile gitmemesi için.

28 Safer 975 yani 3 Ağustos 1567 tarihinde Haslar Kadısına yazılan hükümde Kırkçeşme Suyu ve diğer suların geçtiği guzergahlarda bağ, bahçe yapılması, ev inşa edilmesi kesinlikle yasaklanıyordu. Mühimme Defterinde bulunan aynı karar metninde suyolunun 3 zira üstünde ve 3 zira altında kalan yerlerde ziraat yapılmaması, bağ dikilmemesi, ev inşa edilmemesi isteniyordu.

30 Cemaziyelevvel 980 yani 30 Ekim 1570 yılında bazı nalbant dukkanlarının suyollarında olduğundan buralara zarar verdikleri düşünülerek buradaki bina, ağaç ve bunun dışında her ne varsa kaldırılması istenmiş. Mühimme Defterlerindeki kararlarda suyun şehre geldiği yol guzergahına iskan yapılmaması, mezbele dökülmemesi, bağ, bahçe ve ağaç dikilmemesi temel prensip olarak ifadelendirilmiş. 1758 yılında Kırkçeşme Su Yolu üzerinde yapılan ev ve fırının yıkılması istenirken Mühimme Defteri’nde bu kararın gerekçesi bu yapıların sıvı ve katı atıklarının nehrin suyunu kirletmesi olarak gösterilmiştir.

Osmanlı’nın yüzyıllar önce gerçekleştirdiği uygulamalar bunlar. Suların mecrasında oluşan bağ, bahçe ve değirmenler kaldırılıyor, suyollarına zarar veren köyler başka mahallere naklediliyor.

Şimdilerde Tavukçu’da Ayamama’da harıl harıl çalışan iş makinelerinin sesleri geliyor. Bir Eylül ayında yaşananaların bir daha yaşanmaması için. O Eylül sabahında bir yağmur yağdı; çocuklar camdan yağmuru izlerken bir şehir de renkli camdan başka şeyler izledi. Üzgündü herkes izlerken. Şehir yaslıydı. Ama sebebi nalbant dukkanlarının dere yolunda unutulmasından başka bir şey değildi. Kazandığımzı düşünmüştük oysa kaybediyorduk. Şimdi bir kez daha kaybetmemek için, Ayamama nefes alsın diye, dere yolunda aksın diye insanlar birileri gece gündüz çalışıyor.

Hamid TOKMAK